Paylaş
Şairlerdir türlü çirkinliği, kötülüğü yenecek, düzeltecek olan.”
(Oktay Akbal)
79 yıl önce yazmıştı bu satırları ilk öykü kitabının
ilk paragrafında Oktay Akbal;
“Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey.
Çünkü yeryüzünde savaş vardı.
İnsanlar sebebini bilmeden, düşünmeden
ölüyor, öldürülüyorlardı.
Savaş kelimesi dünyanın her yerinde
en çok kullanılan söz olmuştu.
Radyolarda
marşlar, nutuklar şaşkın insan sürülerinin
üzerine savruluyor, gazeteler korkuyla okunuyordu.
Tramvaylar, vapurlar sabahları,
akşamları tıklım tıklım, daima aceleci, sinirli,
telâşlı bir kalabalığını şehrin bir
ucundan öteki ucuna taşıyıp duruyorlardı.”

* * * *
1940’lı yıllarda dünyayı saran savaşı,
Türkiye’ye etkilerini,
yokluğu, umutsuzluğa dönüşen sancılı
günlerini anlatmıştı Oktay Akbal.
Annesinin sattığı Tophane’deki evin parasından
bastırmıştı bin 500 adet kitabı.
İki yüz liraya bin beş yüz tane.
Her biri altmış kuruş!
Kendi dağıtmıştı.
Hatta Şehzadebaşı’ndaki
tütüncü, fiyatı çok görmüştü.
“Kim alır bu paraya?” demişti; yine de
hatır için camın önüne koymuştu.
Kendi ifadesiyle;
‘’On sekiz, yirmi yaşlarındaki
genç bir yazarlık heveslisinin duygusal
seslenişleriydi’’ öyküleri.
40’lı yılların bir belgesel anısı sayılsın istemişti kitabı.
O kitap; İkinci Dünya Savaşı’na girdik
gireceğiz kuşkuları içinde çırpınan bir
İstanbul’da bir gencin yaşantısını,
düşleri, aşkları, umutlarını yansıtıyordu.
Yaşayan Türkçe ile genç
Cumhuriyetin yaşamından ilginç görüntüleri de..
Hatta kahvelerde bile Beethoven çalınmasını.
Kadınların günümüzden daha özgür yaşamını.
İnsanların alım gücünün yetersizliğini,
yine de zarafetlerini kaybetmemesini de!..

* * * *
Ve devam etmişti gazeteci yazar “Usta’’ca;
“Şu dünya bir kere daha değişecek…
Belki eski halini almaz, ama zararı yok,
gidenler gitti, gelenler gelsin.
İnsanlar gülmesini, ağlamasını
yeniden öğrensin.
Sırasında ağlamasını veya gülmesini
bilemeyene insan denemiyor.
Bizler, yarı barış, yarı savaş
insanları umutlarımızı kaybetmedik.
Dünyanın iyi bir dünya olabileceğini,
insanın mavi gökyüzünü, denizi,
ağaçları seyretmekle mutluluğunu
yaşadığı anlara kavuşacağına inanıyoruz.
Her şey ekmekle başladı, ekmekle bitecek…”
* * * *
Oktay Akbal…
Deneme, anı, biyografi, öykü, roman gibi birçok türünde yazdı.
Öykücülüğü ile tanınır. Cumhuriyet gazetesindeki “Evet/Hayır” adlı köşesinin de tiryakisiydim.
İçten diliyle ve insani duyarlılıklarıyla yazan kalem erbabıydı. Hoş anlatımıyla edebiyat dünyasında özgün bir yer edinmişti…
Edebiyat eleştirmenlerine göre Akbal, “karakterlerin duygusal boşluklarını ve aşkın eksikliğinin yarattığı manevi çalkantıları ustalıkla yansıtır.
Eser, bireysel yalnızlıkla toplumsal dönüşümlerin nasıl iç içe geçtiğini gösteren önemli bir örnektir…”

****
Gerçekçi yaklaşımıyla Oktay Akbal’ın öyküleri, hikâyeleri okur üzerinde sıcak ve samimi bir etki bırakır.
Akbal’ın eserleri, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde değişimlerin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini çarpıcı bir şekilde işler. Bu nedenle, günümüzde de edebiyatseverler tarafından büyük ilgiyle okunmaya devam etmektedir…
Yazar Olay Taşlı ‘nin ifadeleridir;
“Okuma, yazabilme sürecimin mihenk taşıdır Oktay Akbal.
Çok şey borçluyum ona. Yaşadıklarını, duyguların imbiğinden geçirirken insanı,doğayı, hayatı müthiş bir dil ile anlatmıştır
Kalemine çektiği mürekkep hiç kurumadı.
Kaleme sarılışımda payı büyük…”
Ben de “mürekkepli” cümleyi yazıma başlık yapıyorum.
10 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Oktay Akbal Usta’yı saygıyla anıyorum…
