Paylaş
“Ben İngiltere’de travma cerrahıyım.
İzmir’e annemi görmeye gelmiştim.
Deprem olunca bölgeye yardım etmek istedim.
Başvurdum, askeri uçakla İzmir’den İncirlik’e getirdiler.
İncirlik’teki AFAD görevlisi beni bir pikapla İskenderun’a; gemi hastaneye yolladı. Geminin sadece ‘hasta nakil gemisi’ olduğunu öğrenince İskenderun Devlet Hastanesi’ne gittim.
Oradaki AFAD’cı benim izinsiz çalışamayacağımı ve Ankara’dan izin almamı söyledi.
‘Ben mi alacağım izni ?’ dedim.
Geri adım attı adam.
‘Alın izni o zaman’ dedim. Alamazlarmış, çünkü izin Sağlık Bakanlığı’ndan çıkıyormuş…
Saat şimdi akşam 20.00’ymiş…
Bakanlık kapalıymış !
Sinkaf ettim,
Adana Şehir Hastanesi’ne gitmeye karar verdim.
AFAD Sorumlusu,
bu kez Adana’ya giden ambulansa binmemi engelledi.
Yolda bana birşey olursa, o sorumlu olurmuş(!)
İyi mi ?
Bana “senin ülkenin burada olduğundan haberi var mı?” dedi bir de…
‘Oğlum ben Türküm !’ dedim.
‘Seninle nece konuşuyorum ben?
Adımı da söyledim ya sana’, şaşırdı.
(…)
Adana Şehir Hastanesi’ne geldim.
Acil Servis, savaş alanı gibiydi.
Orada da
“Sağlık Bakanlığı’ndan izin olmadan çalışamazsın” dediler.
İzin sabah istenecekmiş. Mesai saat 08.30’da başlıyor ya!
Gece saat 03.00’te otel aradım, bulamadım. Sağolsunlar bir otelin resepsiyonunda beni yatırdılar.
Isındım orada biraz. Sandviç ve çay verdiler.
Sabah erkenden Adana İl Sağlık Müdürlüğü’ne gittim.
Orada sıcak karşılandım, sahiplendiler, işlemleri hızlandırdılar.
Sayın Altıparmak, Dudu hanım ve Gülşen hanım, çok yardımcı oldular. Ankara saat 14.00’te çalışmam için onay verdi ve ‘Hatay’a git’ dedi. Gittim. Hastane yok ki orada!
Çadırlar var…
Serum bile yok!
Sabah 06.00’da oradaydım, beni 11.00’e kadar açık havada, o soğukta beklettiler.
Sonra AFAD üniformalı biri geldi yanıma, bana ve benimle beraber bekleyen Tekirdağ’dan gönüllü gelmiş doktorlara; ‘yerlerinin ve ihtiyaçlarının olmadığını’ söyledi !
Maalesef tek bir hastaya dokunamadan geri dönüyorum.
Şimdi İzmir yolundayım. Ambulanslar hiç susmuyor.
Birileri bir yerlerde ‘çok fena yanlış yaptı’ diye düşünüyorum.
Demek ki tv’lere kibirli ifadelerle çıkıp cak cak konuşmakla, ‘deprem tatbikatı’ diyerek insanlara ‘çömelin, kafanızı tutun’ demekle organizasyon olmuyormuş !
Allah insanlarımıza sabır, metanet versin.
Ölenlerimizin mekanı cennet olsun.
Yaralılarımız acilen şifa bulsunlar.
Benim güzel Türkiyem…”
Bu okuduklarınız; “Giderlerse gitsinler “ denilen…
Şiddete uğrayan, canını veren…
İngiltere’de yaşamını ve mesleğini sürdüren hekimlerimizden…
Opr. Dr. İlhan Alçelik’in.
Bir arama kurtarma gönüllüsü Ali Nusret Berker.
Onun da yaşadığını iddia ettiği olaylar (Independent haber sitesinden)
“Yalova’dan Hatay’a geldik. Gönüllü ekibiyiz.
İlk başta bizi vali yardımcısı engelledi. Arabadan indirdi.
‘Orada gönüllüye vesaire gerek yok. Zaten yeterli kurtarma mensubu var, gitmenize gerek yok’ dedi. Kavga ettik kendisiyle, rest çekip yola devam edince, ‘ne haliniz varsa görün’ dedi…”
Samandağ yolunda kendisini “AFAD sorumlusu” olarak tanıtan bir kişiyle görüşme yaptıklarını söyleyen Berker, şöyle konuştu:
“AFAD sorumlusuyla görüştük.
Bize, ‘Orada ne işiniz var? Yol yok, bir şey yok!
Orası terör bölgesi, can güvenliğimiz olmaz, gitmeyin’ dedi.
Biz yine de gittik.
Bomboştu Samandağ. AFAD’ın resmi bir ekibi vardı.
Arabanın içerisinde iki personel klimayı sonuna kadar açmışlar, sıcak arabanın içerisinde oturuyorlardı.
Arabanın içinden ‘Buradaki bütün binaları taradık, zaten çoğu ex.
Boşuna gitmeyin, isterseniz geri dönün’ deseler de biz yine de inatla yola devam ettik.”
Berker ve diğer gönüllü ekip arkadaşları bunun ardından evlerin enkazının altından en az 350 kişinin canlı olarak çıkartıldığını öne sürdü.
Berker, “Eğer bize ekipman desteği sağlanmış olsaydı, toprağın altına verdiğimiz insanların belki yarısına sağ şekilde dışarıya çıkabilirdik” dedi.
Devam ediyor Berker;
“Bir jeneratör bulduk.
Yani gerçekten kendi çabamızla insanları kurtarmaya başladık.
Ama bu süre zarfında yani sesini duyduğumuz insanların sesini duymamaya başladık. Onları kaybetmeye başladık.
Ve her aradığımız devlet kurumu telefonu suratımıza kapattı. İnsanları ölüme terk etmenin nasıl bir mantığı olduğunu gerçekten idrak edebilmiş değiliz.
Yani bu gözler, gerçekten gördüklerini hiç unutamayacak.
Size yemin ederim; otuz beş, kırk günlük bir bebeğim var.
Ben daha bebeğimin kokusunu böyle genzime dolduramadan, o küçücük bebeklerin enkaz altındaki ölmüş kokularıyla doldurdum.
Yani bunu tarif edebilmemin mümkünatı yok.
Bu acının bir tarifi yok! Geri döndüm.
Ben bugün AFAD’ın buradaki merkezine gittim. ‘Sorumluyla görüşeyim’ diye.
‘Beyefendi bakın, böyle böyle, durum bu.
Hani bilin ki bu insanların vebali aynı zamanda sizin üzerinizde, bu koordinasyonsuzluğu sağladığınız için biz bunu yaşadık’ dedim.
Adamlar bana,
‘kapa çeneni’ dediler.

İşte iki gönüllünün yaşadıkları…
İşte organizasyonsuzluk, koordinasyonsuzluk,
iş bilememe, inisiyatif alamama, takdir ve tasarufu kullanamama… İsterseniz “kader planı”, isterseniz “taksirat”…
Ne derseniz deyin…
